Pamukkale adı çıkınca herkes travertenleri ve Hierapolis’i düşünüyor. Oysa Denizli ili sınırları içinde, kimi köy yolunun sonunda, kimi tarla kenarında onlarca antik kalıntı var — turist kalabalığından uzak, bakımsız ama son derece çarpıcı. Bu yazı, Denizli’nin az konuşulan arkeolojik noktalarını anlatıyor.
Laodicea: Hierapolis’in Gölgesinde Kalan Roma Kenti
Denizli şehir merkezine yalnızca 6 kilometre uzaklıkta, Eskihisar Köyü sınırlarında yükselen Laodicea, 2000 yılı aşkın bir tarihe sahip. Roma döneminde Asya eyaletinin en zengin kentlerinden biriydi; altın sarısı kumaş ticareti ve göz merhemi üretiminden elde ettiği gelirle kendi depremi kendi imkânlarıyla onarabildiği aktarılıyor antik kaynaklarda. Ama bu zenginliğin izleri Türkiye’nin büyük arkeolojik turizm haritasında hâlâ yeterince yer almıyor. Kazılar 2003’ten bu yana Denizli Pamukkale Üniversitesi tarafından yürütülüyor; her sezon yeni bir yapı gün yüzüne çıkıyor. Şu an görülebilen yapılar arasında Suriye Sütunlu Cadde, Batı Tiyatrosu, Stadyum ve birkaç farklı hamamın kalıntıları sayılabilir.
Tripolis: Buldan Yolunda Duraksayın
Buldan ilçesine yaklaşık 12 kilometre uzaklıktaki Yenicekent Köyü’nün hemen kıyısında, antik Tripolis’in duvarları ovaya bakıyor. Menderes Nehri’ne (antik adıyla Maiandros) hâkim bir tepede kurulu bu kent, Roma dönemi nekropolü, tiyatro kalıntıları ve sağlam kalmış birkaç taş blokla kendini belli ediyor. Üstelik ziyaretçi sayısı son derece az; sessiz bir gün geçirmek isteyenler için biçilmiş kaftan.
Attuda: Kayalıklara Gömülü Bir İsim
Çardak ilçesi yakınındaki Vakıf Köyü sınırlarında yer alan Attuda, antik kaynaklarda geçmesine karşın neredeyse hiç kazılmamış bir yerleşim. Bölgede dağınık halde serilmiş sütun tamburları ve yazıt parçaları görülüyor; bir kısmı köy sakınlerinin tarlasında duruyor. Sistematik çalışma yapılmadığı için henüz tahmin niteliğini aşmayan pek çok soru var: Kentin planı ne kadar büyüktü, hangi yapılar içeriyordu? Bu belirsizlik aynı zamanda bir ilgi nedeni olabiliyor; Attuda’yı görmek, arkeolojinin henüz tamamlanmamış bir bölümüne bakmak gibi.
Colossae: Pavlus’un Mektup Gönderdiği Yer
Honaz ilçesinin kuzeyinde, tarlalar arasında yükselen büyük bir höyük var — ve bu höyük, antik Colossae’nin üzerinde oturuyor. Hristiyan literatüründe Pavlus’un mektuplarından tanınan kentin fiziksel kalıntıları şimdiye kadar sistematik biçimde kazılmadı. Avustralya merkezli bir ekip son yıllarda çalışmaya başladı ama alan hâlâ büyük ölçüde toprağın altında. Yüzeyde fark edilebilen birkaç blok ve parçalanmış mimari öğeler var. Höyüğe çıkan patika kayda değer bir manzara sunuyor: Honaz Dağı’nın eteklerinde, bağlar ve meyve bahçeleri arasında kalmış gizli bir nokta.
Beycesultan Höyüğü: Tunç Çağı’ndan İzler
Çivril ilçesi yakınlarındaki Beycesultan Höyüğü, Denizli’nin kronolojik açıdan en eski yerleşim noktalarından biri. MÖ 3000’e kadar uzanan katmanlar, dönemin en büyük Anadolu höyüklerinden biri olduğuna işaret ediyor. İlk sistematik kazılar 1950’lerde James Mellaart liderliğinde gerçekleştirildi. Gün yüzüne çıkan yapılar arasında “Geç Tunç Çağı Sarayı” olarak tanımlanan kompleks ve ibadet yapıları dikkat çekiyor. Çivril merkezinden 10 dakikalık bir yol; ziyaret altyapısı yok ama açık alan olduğundan bağımsız gezinti mümkün.
Nasıl Bir Gezi Planlanır?
Bu alanların büyük çoğunluğunda ziyaretçi merkezi, rehberli tur ya da yeterli tabela yok. Gitmeden önce yapılması gereken birkaç şey var:
- Google Maps veya Maps.me üzerinden koordinatları kaydedin; sinyal yok bile, çevrimdışı çalışır.
- Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün yayınladığı Laodicea raporları çevrimiçi erişilebilir; okumaya değer.
- Sabah erken saatler tercih edin: güneş açısı fotoğrafçılık için daha iyi, ayrıca yaz aylarında ısı önemli bir faktör.
- Bazı alanlar (özellikle Colossae höyüğü) özel araziye yakın; tarlaya girmeden gözlem yapmak esas.
Denizli, Pamukkale’den ibaret değil. Belki en ilginç noktalar henüz kazılmamış olanlar — o toprak altında ne var sorusu, büyük tiyatrolardan bazen daha çekici.